Home Genel Daha İyi Bir Hayat Mümkün mü ?

Daha İyi Bir Hayat Mümkün mü ?

0 304 views

Daha İyi Bir Hayat Mümkün mü ?

Yakın geçmişin en gözde terimlerinden biri ‘zeitgeist’ olmalı. Almanca kökenli bir kelime. ‘Zamanın ruhu’ benzeri bir anlama sahip. Gücünü de bu önemli ayrıntıdan alıyor. Zamanın değişen, dönüşen, belirleyen bir ruhu var. Bit pazarlarından topladığım eski dergileri karıştırmak bunu anlamanın en iyi yollarından biri.Bu ismi kitleselleştiren iki kavram oldu: Google’ın yılsonu özetleri ve kapitalizmi sorgulayanbelgeselleriyle adını duyuran hareket. Bu belgeselleri izlediyseniz Venüs Projesi ve fikir babası Jacque Fresco‘ya da aşinasınızdır. Şahsen şu ana kadar saydığım her kavramı ve verdiğim bağlantıları önemsiyorum ve elime fırsat geçtikçe takip etmeye çalışıyorum.Uzun zamandır Youtube izleme listemde bekleyen (ve 1,5 saatlik süresiyle gözümü korkutan) Venüs Projesi’yle ilgili belgeseli sonunda izleme fırsatı buldum. Sonlarına doğru Fresco’nun kendisini ziyaret edenlere hitaben söyledikleri bu yazının da ilham kaynaklarından biri oldu .Jacque Fresco

Jacque Fresco

Sonunda bütün karar verme süreçleri makinelere devredilecek. İlk düşündüğümde bu fikir benim de hoşuma gitmemişti. Ama gelin terazilerin ne yaptığına bakalım. Bir dönem et almak için kasaba giderdiniz. Eline bir tavuk alır ve 3 kilo olduğunu söylerdi. Ama içinizden “hiç de 3 kilo gibi görünmüyor; bence en fazla 2 kilo” derdiniz. Sonradan tartı diye bir şey çıktı ve kararları ona devrettik, öyle değil mi? Pilotlar da böyledir mesela. Camdan aşağıya bakıp “galiba yaklaşık 2 kilometre yükseklikteyim” demez. Karşısında bir alet vardır ve o tam 4.303 feet yüksekte olduğunu söyler. İşte bu makine tarafından verilen bir karardır. Makineler kararlarında insanlardan çok daha tutarlıdır. Normal bir insan şunu sorar: Peki makine kendisini tasarlayanlardan daha akıllı olablir mi? Küçücük bir adam tanıyorum. Dev kutuları kaldıracak bir alet icat etti. Kendisi bunu yapamazdı. Makineler her zaman yaratıcılarından daha hızlıdır. Şişeleme makinelerini düşünün. Yaratıcısı asla o kadar hızlı hareket edemezdi. Her geçen gün biraz daha karar verme sorumluluğunu makinelere bırakıyoruz.

On yıllar boyu pişmiş bir fikir hareketini bir buçuk saatte özetlemeye çalışan bir belgeselin 1 dakikalık kesiti elbette bütün hakkında yanlış izlenimler bırakabilir ama kabul edelim; Fresco burada haklı.

İlk duyduğumuzda korkutucu gelse bile günlük hayatımızın önemli bir bölümünü makinalar yönetiyor zaten. Ve bundan gayet memnunuz.

Birkaç popüler örneğe bakalım.

Daha uygun iklim şartları

En basitinden ‘plaza’ olarak nitelendirdiğimiz pek çok işyerinde ısı (ve bazen de nem) termostatlı havalandırma sistemleriyle yürüyor. Hatta iPod’un mucidi onların bile daha akıllısını yapma adınaNest adlı ürünüyle işi çok daha öte noktaya taşıdı. Nest, sizi, hayat düzeninizi, tercih ve alışkanlıklarınızı gözlemleyerek bir süre sonra hava koşullarına göre her şeyi kendi ayarlamaya başlıyor. Örneğin kaçta yatıp kalktığınız, hangi odada hangi sıcaklığı tercih ettiğiniz, eve kaçta girip çıktığınız gibi bilgileri kaydedip zamanla sizin yerinize tam da istediğiniz koşulları sağlıyor. Üstelik şaşırtıcı derecede başarılı.

Daha anlayışlı bir şehir

Kalabalık şehirlerin kalabalık kavşaklarının (İstanbul dahil) trafik ışıkları araç yoğunluğuna göre kendini düzenliyor. Böylece standart bekleme süreleri yerine daha çok sıkışan tarafa yeşil ışıkla öncelik verilebiliyor. Hatta kimi gelişmiş örneklerde trafik ışıkları merkezi sunucular üstünden birbiriyle konuşarak koordine olabiliyor.

Daha becerikli gözler

Kumarhane, askeri tesis, havaalanları gibi güvenlik hassasiyetine sahip pek çok mekan son derece gelişmiş ses ve yüz tanıma teknolojileriyle kalabalıkları kontrol edebiliyor. Hatta mimik ve hareketlerinden ruh hallerini dahi ayırd edebiliyor. İnsan emeğiyle (gözüyle) taramanın mümkün olmadığı kalabalık ve karışık ortamlarda nispeten (ve ne yazık ki bazen) işe yarıyorlar. Artık cep telefonlarında bile yerini almış, sıradanlaşan bir teknolojiden söz ediyoruz aslında.

Daha verimli tarlalar

Artık tarlalar, bağlar bile otomasyon sistemleriyle ürün yetiştiriyor. RFID ile haberleşen hassas algılayıcılar toprağın ısısını, nemini, havanın ve ekinlerin durumuyla gözlemleyip ne yapacağına karar veriyor. Örneğin hava çok ısındıysa, toprak (dolayısıyla mahsul) kurumaya başladıysa ve saat sulamaya uygunsa sistem gerekli hazırlıkları başlatıp sulamayı başlatabiliyor. Ama internetten çektiği hava durumu bilgisinde yağmur yağacağı bilgisi varsa sulamayı geciktirerek su israfını engelliyor. Hatta kimi modellerde elektrik destekli sulamayı elektriğin ucuz olduğu saatlerde yaptırmak bile mümkün. Böylece hem toprak ve mahsul için en olumlu şartlar sağlanıyor hem de tasarruf ediliyor. Üstelik kişisel kullanım için bile kolay kullanımlı sürümleri var.

Daha fazla kazanç

Farkında bile değiliz ama paramızın da çoğu makinelere emanet (makine kavramını yerine göre yazılım ve donanım olarak düşünebilirsiniz). Banka ya da aracı kurumlar gibi büyük oluşumlarda bir hissenin alım ya da satımı, bir fona giriş ya da çıkış, bir madenden diğerine geçiş gibi kararların çoğu uzun zamandır yazılımlar tarafından yapılıyor. Hatta bu yazılımların milisaniyeler ölçeğinde hızlanması bile bir kurumu diğerine göre daha avantajlı hale getirebiliyor. Seçenekler için basit bir Google araması bile epey sonuç döndürüyor.

‘Yüksek frekanslı ticaret’ (high frequency trading) denilen bu akım ilginizi çektiyse izlemenizi tavsiye ederim.

Bu yazılımlar o kadar çok farklı veriyi gözlemleyerek, o kadar hızlı ve giderek daha tutarlı şekilde işleyerek karar alıyor ki, ‘insan’ yatırımcı / broker karar verene kadar her şey olup bitmiş oluyor. Yeni yarış daha güçlü bilgisayarlar, daha becerikli yazılımlar ve elbette bu komutları merkeze iletmek için çok daha hızlı internet hatları.

Daha tutarlı ortam bilgisi

pressureNET adlı bir uygulama içinde barometre olan Samsung Galaxy, Note ya da Google Nexus gibi cihazlardan topladığı basınç bilgilerini merkezi bir veritabanında anonim olarak toplayarak küresel atmosferik bir bilgi yığını oluşturuyor. Tamamen açık kaynaklı projenin verileri de açık. Bir adım ötesinde cebimizdeki telefonların yakın bir gelecekte küresel bir sinir sistemini oluşturabiliriz. Kevin Kelly’nin meşhur ‘tek bir büyük makine’ tanımı çok da garip gelmiyor sanki artık hiçbirimize.

Bizi daha iyi tanıyan yardımcılar

Tepkilerinizden müzik zevkinizi çözerek kusursuz bir isabetle şarkılar dinleten ve yepyeni keşfiler yapmanızı sağlayan internet radyosu Pandora ve benzerleri de bu kategoriye dahil. Satın aldığınız ya da baktığınız ürünlere göre size benzer ya da tamamlayıcı tavsiyelerde bulunan e-ticaret sitesi de öyle. Ya da mobil tarafta iPhone ve iPad’lere yükleyebileceğiniz Google Now, şimdilik oyunu Apple Siri’nin yerini almak için kuruyor ama çok ilginç bir geleceğin de ipucunu vermiş oluyor.

Cep telefonlarımızdan alabileceğimiz daha ne kadar çok yardım ve bilgi var, değil mi?

Ne işimize yarayacak?

Böyle uzayıp gidebilecek örnekler peşinde durup düşündüğümüzde ortada 3 gerçek var:

  1. Sahip olabileceğimiz fırsatl ve avantajlar her geçen gün artıyor. Ve mümkünse hepsinden faydalanmak istiyoruz.
  2. Bu heves bizi her an daha fazla şeyi takip edip, ayıklayıp, karar vermeye zorluyor. Hata ve gözden kaçırma payı yüksek bu çaba bizi verimsiz kılıyor. Bunun bize hediyesi bazen israf, bazen de kayıp oluyor. Her ikisine de tahammülümüz yok.
  3. Elimizin altında henüz potansiyelinin çok azını kullanabildiğimiz çok yetenekli cihazlarımız var.

Geleceğin başarılı kişi, kurum ve hizmetleri bu denklemin içindeki değişkenlerin yerini alabileceklerden çıkacak.

Kaynak : M. Serdar Kuzuloğlu

Yorumlarınız bizim için çok değerli.


NO COMMENTS

Leave a Reply